lafonten kimdir lafonten masalları lafonten eserleri lafonten hayatı lafonten ezop kimdir ezop masalları ezop eserleri ezop hayatı beydeba kimdir beydeba masalları beydeba hayatı beydeba eserleri kimdir lafonten fablları kimdir bu lafonten nereli lafonten nezaman dogdu lafonten fransız lafonten tilki ile leylek lafonten ödev lafonten kimdir  

Reklamlar

En Çok Oy Alanlar

En İyiler

İstatistikler

En Çok Arananlar

Reklam

Bize destek için sitenize, blogunuza
 bu kodu yerleştirebilirsiniz

Kuşlar

 
REKLAMLAR


Nedense kuşları daha özgür olarak düşünürdüm. Bir kurşun hızında uçanları vardır gökyüzünde. Şahinler, kırlangıçlar, yarasalar. Ya güvercinler, martılar. Yüksek bir yerden baktığımda, yeşilin sonsuzluğunda gök mavisinin sınırıdır dağların yeşil örtüsü. Hele gökyüzünün lekesiz maviliğine gözlerimizin dalması. Ya denizle gökyüzünün birleşmesi aynı maviliklerde. Ufkun sonsuzluğundaki bir sınırdır ayıran denizle, gökyüzünü.
Şimdi onuncu katın balkonundan, beni kendi dünyalarına taşıyan kuşlara takıldı gözlerim. Nedense eskiden bu kadar dikkatli bakmazdım. Alçalıp yükselmelerini, takla atmalarını, hangi kuşun diğerlerine yön verdiğini bu kadar incelemezdim. Nedense hep boş bakarmışım demek ki yaşama.Yaşam bir hareket değil de nedir. Oysa şimdi bambaşka duygular içindeyim. Ne zaman bir . kuş görsem, gözden kayboluncaya kadar izlerim gök yüzünde. Sonra başka kuşlar takılır göz bebeklerime. Martılar, kırlangıçlar, sığırcıklar, serçeler, kargalar ve çok çok yükseklerde uçan kartallar. Hepsini birbirine karıştırmadan izlerim de yalnız kırlangıçları izleyemem. Hepsi bir anda birbirlerine karışıverirler sert ve hızlı zikzaklar çizerek.
Önce iki güvercin gözlerime takıldı. Sonra mandalina bahçelerinin koyu yeşillikleri arasından görünen bir evden birkaç güvercin daha katıldı o iki güvercine. Kimi zaman elipsi çizerek alçalıp sonra yükselerek, bir binanın arkasına düşüp kaybolarak ve sonra mavi okyanuslardan fırlayıp çıkan balina çevikliğinde ve yeşilin derinliğinde uçuşan beyaz lekeler gibi noktalara dönüşüp kaybolan güvercinler. Hiç bakmadığın bir yönden aniden gözlerinin önünde bitiveren gökyüzünün bu özgür kelebeklerinden takılıp kalan gözlerimi almam mümkün mü?
Narenciye bahçelerinin yeşil sonsuzluğu içinde , beyaz bir gelinlik giymiş gibi görünen iki katlı villa evin üzerinde adeta dans eden on altı güvercin. Bunlar ev güvercinleri. Belki de yeşillikler arasında yükselen o evin güvercinleri. Sanki farklı farklı evlerden, parça parça çıktılar. Bir grupla arkadaşlarını gören başka grubun güvercinleri karışıverdiler birbirlerinin içine.
Birleştiler gökyüzünde birbirlerinin peşlerine takılıp. Hepside birbirlerini tanıyan iyi arkadaştılar galiba. On beş dakikayı geçti, hala uçuyorlar. Hepside idmanlı, hepside uçuşa dayanıklı. Sanki en uzun kim uçacak der gibi gökyüzünde bir yarışın içindeydiler.
Epeyce bir süre uçtular.Yorulup ta gruptan ayrılan olmadı. Acaba bu uçuşları daha ne kadar devam edecekti, bende bunun merakındaydım. Güvercinler sonsuzda nokta olmaktan kurtuluyorlar, büyüyorlar, büyüyerek çoğalıyorlar. Bana doğru geldikleri kesin. Benden uzaklaştıklarında küçülüyorlar çünkü. İçlerinden birkaç tanesi sürüden kopup gökyüzünü delercesine yükseliyor ve sonra taklalar atarak peş peşi sıra inişe geçiyor ve sonra kendilerinden uzaklaşan arkadaşlarına yetişip gruba katılıyorlardı. Gruplarından takla atmak için ayrılıp gökyüzüne yükselişlerinin ve takla atarak alçalıp sonrada arkadaşlarına katılışlarının altıncısıydı.
Bu beş taklacı güvercinden yedinci sefer gökyüzüne yükselişlerinde dört kuş kalmıştı takla atan. Onlar taklalarını gene atmışlar, alçaldıktan sonra arkadaşlarının turlarına yetişip katılmışlardı.
Turdan yedi güvercin süzülerek bir trafo binasının çatısına kanat çırparak indiler. Grubun diğer güvercinleri turlarına devam ettiler. Bazıları alçalıp trafo binasının çatısına konacakmış gibi yapsa da sonra vazgeçip tekrar tura devam ediyordu. Gruptan ayrılan taklacı güvercinlerde gök yüzüne doğru yükselip takla atarak tekrar düşüşe geçtiklerinde sayıları üçe düşmüştü. Bu üç güvercinde gene arkadaşlarına yetişip grupla birleşerek turlamaya devam edeceklerdi ki gruptan yorulanlardan altı güvercin daha trafonun çatısına kanat çırparak kondular. Kendilerinden önce konanların yanında bir grup oluşturarak soluk soluğa kalmış olduklarını belli etmemek gibi bir tavır içersinde bir hayli sakin, yerlerinde hareketsiz beklediler. Sonra, önce gelenlerle başladılar gagalarını birbirlerine uzatıp diğerini yanından uzaklaştırmaya. Kimisi tüylerini kabartıp, kendi etrafında dönerek daireler çizip sonrada dişi olduğunu tahmin ettiğim başka güvercinin üzerine doğru gidip onun kendisinden uzaklaşmasını sağlıyordu.
Gözümü çatıdaki güvercinlerden ayırdığımda gökyüzünde taklalar atan üç güvercin sanki bütün hünerlerini sergiliyordu. Taklasız attıkları turların peşinden üçü birden gökyüzünü delercesine yükseliyorlar sonra üçü birden . taklalar atarak düşüşe geçiyorlardı. Ne muhteşem bir hareketti. Sanki atletizmde yer minderinde ikili, üçlü parende atan cim lastikçiler gibiydiler. Dört güvercinin bana bitmeyecekmiş gibi gelen uçuşları içlerinden birinin daha çatıya konmasıyla ikiye düşmüştü.
Artık kesin inanıyordum ki bu gökyüzünün beyaz melekleri bir yarış içersindeydiler. İki güvercinin uçuşlarını, takla atmalarını . sabırla ve zevkle takip ettim. Gökyüzünde turlarını yaptılar tam trafonun çatısının üzerine konacakmış gibi alçaldıklarında tekrar yükselip bir tur daha yaptılar. İki kuştan biri daha süzülerek trafo çatısına indiğinde sendeleyerek durdu. Sanki bu iki kuş gökten uçarak inmemiş kanatları bağlanıp gökyüzünden boşluğa öylece bırakılmıştılar. Çatıya düşer gibi konduğunda yorgun ve bitkin olduğu , ayakta zor durduğundan belliydi.
Çatıya konanlar o gökyüzündeki tek kuşu takip ediyorlar mıydı acaba. Şimdi bir kuş vardı yalnız başına özgürce uçup taklalar atıyor çatıya yaklaşıyor, inecekmiş gibi kanat çırpıp inmeyerek tekrar yükseliyor sanki arkadaşlarına karşı galibiyetini ilan etmenin sevincini anlatıyor gibiydi. Bir buçuk saattir inmeyerek gökyüzünde özgürlüğe kanat çırpan bu güvercin arkadaşlarından fazla olarak attığı dördüncü turdan sonra süzülerek çatıya konmuştu. İşte ne olduysa o indikten sonra oldu.
Sinsi ve hınzır bir kedinin yaklaşmasının hiçbir kuş farkında değildi. O grubun şampiyonu, kedinin pusu kurduğu yere yakın indiğinde, kedi bütün çevikliği ile şampiyonun üzerine atılmış, tüm kuşlar uçuşuvermişti bir arkadaşlarını kedinin ağzında bırakarak. Kedi ağzında kuşla birlikte çatı arasına girdi bir dahada çıkmadı. Şampiyonu da avlarlardı, demek. Aradan uzunca bir zaman geçmişti. Ben ne zaman balkona çıkıpta gök yüzüne baksam gözlerim hep uçuşan beyaz güvercinleri arardı. Gene bir gün bir site önünde elinde beyaz bir güvercin olan bir şahısla karşılaştım. Kuşlara karşı olan sevgimden
“Selamlar beyefendi sizinmi, kuş” dedim.
“evet” dedi. Elinde ufacık bir dizi mavi boncukta vardı. Tesbih taneleri gibi bir ipe dizilmiş mavi boncuklar.
“Çatıda yakaladım bu yaralı kuşu. Kedinin ağzından aldım. Çatı arasında da bir sürü güvercin iskeletleri vardı. İpliğe dizilmiş bu mavi boncuk halkasını ölmüş kuşun ayağından çıkardım. Şampiyon kuşumdu benim” dediğinde kuşun serüvenini anlatmak geçmişti içimden, kendimi zor tuttum ve sessizce ayrıldım oradan.


Ahmet Canbaba


Facebook'ta Arkadaşlarınla Paylaş

REKLAMLAR

Yorumlar

Ana Menü

Kategoriler

Dost Siteler

 

Sosyal Medyada
Sayfamızı
Paylaşır-
mısın?


Yandex.Metrica Anasayfa | Reklam | Bize ulaşın | Site Haritası | Rss

lafonten kimdir lafonten masalları lafonten eserleri lafonten hayatı lafonten ezop kimdir ezop masalları ezop eserleri ezop hayatı beydeba kimdir beydeba masalları beydeba hayatı beydeba eserleri kimdir lafonten fablları kimdir bu lafonten nereli lafonten nezaman dogdu lafonten fransız lafonten tilki ile leylek lafonten ödev lafonten kimdir